ANIL KAYA – SİNEM MUT: TEK SUÇUMUZ ERDOĞAN’IN KARŞISINDA DURMAK

Merhaba, bu yazıyı gerek terk etmek zorunda bırakıldığımız Türkiye’de, gerekse de iltica talebinde bulunduğumuz Almanya’da maruz bırakıldığımızı anlatmak için yazıyoruz. Elimizden geldiği kadarıyla olup bitenleri çıplak halleriyle anlatmaya çalışacağız.

Biz, Anıl ve Sinem adında Türkiyeli iki Kürt/Alevi Mülteciyiz. Ülkemizde ki demokrasi mücadelesinin bir parçası olduğumuz için binlerce insan gibi Tayyip Erdoğan ve Yasalar’ın zulmüne uğradığımız için ülkemizi terk etmek zorunda bırakıldık.

Bizi Türkiye’ye iade etmek istiyorlar…

Almanya’ya geldikten sonra yaptığımız iltica başvurusu, önce (Bundesamt für Migiration und Flüchtlinge) BAMF tarafından 15 Mayıs 2020 tarihinde “inandırıcı belge sunamadı” gerekçesiyle ret edildi. Başka eyaletlerde iltica talepleri kabul edilmiş arkadaşlarımızla aynı belgeleri sunmuş olmamıza rağmen ret kararı aldık.

Bizler bu yanlışlığın Mahkemeden döneceğini umarken Augsburg 4. İdari Mahkemesi 5 Mayıs 2021 tarihinde başvurumuzu ret etti. Gerek mahkemede sorulan sorular, gerekse de gerekçeli kararda gördüklerimiz bize Türkiye’de maruz kaldıklarımızı tekrar yaşattı. Ve şimdi Türkiye’ye iade edilmek isteniyoruz.

Almanya’da, Türkiye’de maruz kaldığımız adaletsizliği anlatmaya çalışırken hukuksuzluk ile karşılaştık. Trajik olan şu ki, Almanya’da Türkiye’nin ve Tayyip Erdoğan’ın demokrat olmadığını anlatmak zorunda bırakılıyoruz. Yasal demokratik haklarımızı kullandığımız için Tayip Erdoğan Türkiye’si bizi terörist ilan edip ülkeyi terk etmek zorunda bıraksada, Almanya’da Augsburg 4. İdare Mahkemesi bize ‘Türkiye’nin size terörist demesi haklı, verdiği ağır ceza adil, onun için sizi iade edeceğiz’ diyor.

Türkiye demokratik bir ülke değil ve Tayyip Erdoğan hukuku ile yönetiliyor

Almanya’nın ortasında, Avrupa’nın göbeğinde Tayyip Erdoğan adında ki politik düşman yakamızdan bir türlü düşmüyor. İslamcı faşist ideolojik dünyası, Osmanlı İmparatorluğundan kalma Padişahlık hayalleri ve her türlü insani durumu politik çıkarı için kullanabilme özelliği ile sadece Türkiye’nin değil dünyanın başına bela olan Erdoğan’ın Almanya’da bizi bu kadar zorlayacağını hiç düşünmemiştik. Türkiye’de binlerce arkadaşımız ile Tayyip Erdoğan’ın üniversitelere giremediği dönemin bizzat içinde yer alan iki insan olarak yaptıklarımızdan sadece gurur duyuyoruz. Biz Türkiye’de de Almanya’da da Tayyip Erdoğan ve onun yarattığı faşist rejim ile mücadele etmeyi hayata bakışımızın bir gereği olarak gördük ve bu değerleri savunmaya devam ediyoruz. Türkiye’de yargının adaletli olmadığını ve bize düşman gözüyle baktığını Almanya mahkemelerine inandıramadık.

İşte Türkiye’de gerçekleşen o ‘adil’ yargılama süreci:

Bizler Ankara’da öğrenci olduğumuz dönemde yasal bir derneğe üye olduğumuz gerekçesiyle 12 Kasım 2012 tarihinde gözaltına alındık ve hakkımızda “Yasadışı Örgüt Üyeliği” suçlamasıyla Ceza davası açıldı. Ben (Sinem) gözaltı işlemlerinin ardından çıkarıldığım mahkemece tutuklanarak Ankara Sincan F Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildim. Hapishanede kaldığım süre boyunca tam iki defa 15-20 gardiyan tarafından “ayakkabılarımı çıkarmadığım” ve “telefonda tekmil (askeri selam)” vermediğimiz için işkenceye maruz kaldım. Tüm yaşadıklarımı Meclis İnsan Hakları Komisyonu ve Milletvekili Hüseyin Aygün takip etti ve raporlaştırdı.

Yargılamamız, Türkiye’de olağanüstü adaletsizliklerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştirildi. Yedi yıl sürdü ve bu yedi yılda 18 duruşma görüldü. Biz tüm bu süre boyunca sadece bir duruşmaya katıldık. Zira dediğimiz gibi Tayip Erdoğan Türkiye’sinin genel adaletsizlikleri bir yana bu dönem ayrıca olağanüstü bir dönemdi. Değişen heyetler, savcılar, görevden almalar, dosyayı hazırlayan yetkililerin tutuklanması gibi nedenlerle süre uzadıkça uzadı.

Augsburg 4. İdare Mahkemesi, bir adaletsizlik anlamına da gelen, uzun süren ve kâğıt üzerindeki duruşmalar nedeniyle bu yargılamayı adil buldu. Hakkımızda açılan ve tek bir duruşmasına çıktığımız dava, bizi hiç görmeyen bir heyet tarafından 14 Mart 2019 yılında sonuçlandırıldı. Ve ikimize de 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

İşte mahkumiyetimize gerekçe yapılan o “suçlar”; Yasal bir derneğe üye olmak, 8 Mart, 1 Mayıs, Newroz, 2 Temmuz Sivas Katliamı, Roboski Katliamı gibi tarihi günlerde demokratik haklarımızı kullanarak, üyesi olduğumuz dernek ile birlikte mitinglere katılmak, bu günlerin anlam ve muhtevasıyla ilgili sloganlar atmak, Türkiye hapishanelerinde, işkence ile katledilen, ya da yargısız infazlarla yaşam hakkı elinden alınmış insanlar için adalet talep etmek, o insanları unutturmamak ve bunun gibi en sıradan demokratik, yasal hak kullanımlarımız…

Türkiye’de hapishanelerde, gözaltında ve hatta sokak eylemlerinde dahi bizzat Polis ve faşist çetelerin eliyle işkence ve darp olaylarının yaşandığını ifade ettik. HDP Milletvekili Gergerlioğlu’nun ısrarlı çabaları ile hapishanelerde çıplak arama adı altında cinsel taciz ve işkence vakalarının yaşandığını ve Türkiye’ye iade edilirsek bizlerinde tutuklanarak benzer işkencelerden geçirileceğimizi ifade ettik. Erdoğan’ın yönettiği ülkemizde bu uygulamaların sıradanlaştığını ifade etmemize rağmen Türkiye’de insan haklarına saygılı olduğu düşünülüyor.

İşte bu yargılama ve hakkımızda verilen ceza nedeniyle Almanya Anayasası’nın “Siyasi nedenlerle kovuşturulanlar, sığınma hakkına sahiptir” maddesi doğrultusunda sığınma talebinde bulunduk.

‘Belgeleriniz doğru ama Türkiye sizi haklı gerekçelerle yargılamış: sizi iade edeceğiz’

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Türkiye adil bir yargı mekanizması yoktur. Türkiye demokratik normlara göre yönetilen bir ülke değildir, Tayyip Erdoğan’ın tek başına herşeye karar verdiği, baskıcı ve gerici bir devlet mekanizmasına sahiptir. Bizler ise bu gerici mekanizmanın uygulamalarına karşı mücadele ettiğimiz için, Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin düşman olarak kabul ettiği insanlarız. Tek suçumuz Tayyip Erdoğan’ın karşısında durmak.

Bu adaletsizliğin duyulmasını istiyoruz

Yaşadığımız bu adaletsizliğin duyulmasını, görülmesini sağlamaya çabalıyoruz. Zira biliyoruz ki duyulmayan, görülmeyen her adaletsizlik yenilerini doğuruyor. Sizden istediğimiz sesimizi duymanız ve bu sesi çoğaltma noktasında olanaklarınız ölçüsünde bize destek vermenizdir. Basın yayın kuruluşları, sosyal medya platformları üzerinden bu haksızlığı duyurmaya çalışacağız. Sizden bu sese ortak olmanızı istiyoruz.

Anıl Kaya ve Sinem Mut